Marine Perraudin’s Artery

invasionjunk-marineperraudin

 

‘Black Artery’, bir mahlastan ziyade sanat projelerine verdiği genel bir isim. Siyah‘ın tutkunun rengi olduğunu, Atardamar‘ın ise ruhumuz ve karanlığımız arasındaki organik bağ olduğunu dile getiriyor,

gotik bir kız olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor:

Üç sene boyunca Georges Méliés’de 3D çizgi film okudum, ancak sonunda bölümümü değiştirdim ve pasta şefi oldum. Birkaç sene boyunca pek bir şey çizmedim ancak ardından yarı-zamanlı çalışmaya ve tekrardan sadece kendi zevkime göre sanat yapmaya karar verdim. Ünlü olup, zenginlik ve pahalı şaraplar içinde boğulmak hiçbir zaman umrumda olmadı. Sadece çizmek istiyorum, bazen de yayınlanmak ve eğer mümkünse bir yerlerde sergilenmek. İşimi (şu anda barista olarak çalışıyorum) seviyorum ve sanat için bu işi bırakmak niyetinde değilim. Ayrıca bu iş benim insanlarla ve gerçeklikle bağlantı kurmamı da sağlıyor. Utangaç olduğum için sosyalleşmeye ihtiyacım var.

 

vestige-marineperraudin

 

‘Black Artery’ is more the name of her global project than a pseudonym. She says: “Black is the color of passion and Artery, the organic link between our darkness and souls.”

she also points out that she is a gothic girl and adds:

“I studied 3D cartoon motion at Georges Méliés school for three years but finally I changed and became a pastry chef . I couldn’t draw seriously for a few years then I decided to work partially and make art again for my own pleasure. I don’t want to be famous and drowning in money and expensive wines. I just want to draw, be published in somewheres and exhibit my works where they’re possible. I really like my job (as a barista now) and I don’t want to quit everything for art (also… I have bills to pay huhu!). This job helps me to stay connecting with people and reality. I need social stuff because I’m very shy.”

 

alien002-marineperraudin

 

Sanatıma gelirsek, soyut çizgi romanlar, ezoterizm ve düşler arasında gidip geliyor. Tam olarak nasıl tanımlayacağımı da bilmiyorum. İnsanların beni çizimlerim aracılığıyla görmelerini istiyorum. Kendilerini bu organik, düşsel manzaralarda kaybetmelerini ve yeniden bulmalarını arzuluyorum. Benim için çizmek açıklanamaz bir şeyin cevabı. Birileri sanatımı ‘hissettiğinde’ gerçekten mutlu oluyorum. Ortak bir gerçekliği paylaşıyoruz ve bu harika bir iletişim.

Mitoloji, Simya, Anatomi, Doğa ve İnsan Zihninin başlıca ilham kaynaklarım olduğunu söyleyebilirim.

Gençken Stéphane Blanquet’in sanatını keşfettim ve aklımı başımdan aldı; bana gerçekten ilham verdi. Bir şeyleri algılamamda yardımcı olmasının dışında kağıt üzerindeki hislerimde de belirleyici oldu. Zihnimi besleyen diğer sanatçılardan bazıları ise Moebius, Druillet, John Martin, Gustave Doré ve William Blake. Son zamanlarda Kilian Eng ve Denis Forkas‘da etkilendiğim sanatçılardan.

Türkçesi: Özlem Sakin

 

alien-marineperraudin

 

About my art, I think it swims between abstract comics, visions, esoterism and dreams… I don’t really know how to define it. I want people to see me with my drawings and also I want them to project themself in my organic, fluffy googly landscapes. For me, drawing is an answer to something we can’t explain. I’m so glad when someone « feel » with my art. We’re sharing a sort of reality. It’s a sort of connection and It’s wonderful!

Mythology, Alchemy, Anatomy, Nature, Human mind are my main sources of inspiration usually. I discovered Stéphane Blanquet’s art when I was younger and it completely blew my mind. He influenced me a lot. He was like, an answer to my perception of things and it helps me a lot to be more specific about my feelings on the paper.

Others great artists feed my brain like Moebius, Druillet, John Martin, Gustave Doré or William Blake and so many more. Recently Kilian Eng and Denis Forkas bring their own stones to my creativity .

 

joinus-marineperraudin - clear version

 

Marine Perraudin Paris’te yaşıyor ve çalışıyor.

Marine Perraudin is living and working in Paris.

 

Sergiler / Exhibitions

Journée Internationale de la gravure, 2017
Cantada Bar, Solo Show « Black Artery » 2017
Bar Planéte Mars, soirée de lancement festival Bdciné, duo show « Noyade Nocturne »2018
Solo Show, « Météore », à l’Openbach, 2018
Print is Bach, prints market, collective, galerie de l’Openbach, 2018
Marché des Créateurs, galerie de l’Openbach, collective, 2018

Yayınlar ve fanzinler / Books & zines…

Le Bateau « Cuir », 2017
Dead Panini Cards numero 97, pack 9, 2017
Banzai- Horror, Mad Série, 2017
Mélancolie Musculaire zine, auto édition, 2017
Peau, Croûte et zone humide, Chambre pâle n°4, 2018
Le Bateau « Vices », 2018
Apocalypse, Karbone Collective, 2018

 

artist’s web site:  Black Artery

 

Advertisements

Liza Kaka: Sonra kafamıza plastik çiçekler takıp, kahkahalar atarak komşumuzun kapısının önüne sıçtık.

Liza (3).jpg

Liza Kaka: Warum hüpft der kleine Hase nicht mehr, wenn wir ihm das Fell über die Ohren gezogen haben?

Liza merhaba, söyleşiye geçmeden evvel seni tanımayan okuyucular için kendinden bahsetmek ister misin?

Aslında kendimden bahsetmeyi pek sevmiyorum. Sanırım resimlerim, kendim hakkımda dile getireceklerimden beni daha iyi tanımlar (Bu yüzden annem yaptıklarımdan nefret ediyor). Çocukluğumdan beri doğaya ve mitolojiye, yaratmaya ve yıkmaya, yemeye ve yenmeye karşı büyük ilgim var. “Neden küçük tavşan derisini yüzdüğümüz zaman artık sekmiyor?” Gökkuşağının renklerine bürünmüş dağları izlediğim tren yolculuklarım bitmek bilmezdi ve manzarayı izlerken kendimi, metal iskeleti meydana çıkmış, moloz yığınları içindeki yıkık binaların etrafında mastürbasyon yaparken hayal ederdim. Hafriyat, burada tekrardan değer kazanmıştı. Sonra kafamıza plastik çiçekler takıp, kahkahalar atarak komşumuzun kapısının önüne sıçtık.

Würdest du bevor dem Interview, etwas über dich erzählen, für unsere Leser die dich nicht kennen?

Eigentlich rede ich ungerne über mich. Ich glaube, besser als ich mich erklären könnten, können es meine Bilder (darum hasst meine Mutter auch was ich tue). Seit meiner Kindheit habe ich ein großes Interesse an Natur und Mythos, Kreation und Destruktion, fressen und gefressen werden. „Warum hüpft der kleine Hase nicht mehr, wenn wir ihm das Fell über die Ohren gezogen haben?“ Lange waren die Zugfahrten durch die regenbogen-farbenen Berge und aus dem Fenster sah ich mich neben einem eingestürzten Neubauten masturbieren aus dem sich Metallgerippe stützten. Hier erlangte Schrott neuen Wert. So steckten wir uns Plastikblumen in die Haare und kackten unserem Nachbarn mit lautem Gelächter vor die Tür.

 

EPSON MFP image

 

Rahatsız edici, gerçeküstücü kompozisyonlar resmediyorsun; bilhassa tuhaf organik uzuvlarla yabancılaşmış bedenler ve tüm bu patoloji, izleyicide erotik bir çağrışım uyandırıyor. 

Ben, çıplak bedenleri kullanıyorum. Ancak bunun tam olarak cinsellikle ilgili olduğu söylenemez. Bazen büsbütün farklı bir şeyi anlatmaya çalışırken bu ‘araca’ tesadüfen denk geliyorum. İçsel çatışmalarla çok uğraşıyorum ve işlerimde bunları da kullanıyorum. Burada aslolan bireyin, dışarıdan yapılan sosyal ve ahlâki baskıyla arasındaki çatışma. Bununla birlikte, içsel ‘canavar’ımız ehlileşiyor ve sonunda yaratıcı, ilginç insanlar bile osuran figürlere dönüşüyor. Sonuçta kimseye resimlerimi nasıl algılaması gerektiğini söyleyemem. Yeni yorumlar almak ve insanların hayatında nelere sebep olduğumu, onlarda neyi kışkırttığımı duymak daha heyecan verici.

Du malst nervig, und surrealist Komposizionen; entfremdeten Körper mit bizarre organische Organe und diese Pathologie errinern an die Sexualität an das Publikum. Bist du damit einverstanden?

Ich benutze zufällig nackte Köper. Das hat aber nicht viel mit Sexualität in dem Sinne zu tun. Vielmehr stolpere ich zufällig über dieses ‚Mittel’ bei dem Versuch etwas anderes auszudrücken. Ich beschäftige mich viel mit inneren Konflikten. Hauptsächlich dabei ist der zwischen dem Einzelnen und dem moralischen, sozialen Druck von außen. Wobei unser inneres „Monster“ verkrüppelt und so selbst kreative und interessante Menschen und zu furzenden Fleischklopsen werden. Man muss sich schon anpassen. Und was nicht passt wird passend gemacht. Im Endeffekt möchte ich niemandem sagen wie er meine Bilder zu nehmen hat. Ich finde es spannender, neue Interpretationen zu hören und zu sehn was es in den Menschen auslöst.

 

Liza - Abbatoir.jpg

 

Fransa’da birçok sanatçının, tasarımcının olduğu bir ortamdasın. Bu senin için besleyici oluyor mu? 

Çevremde birçok yaratıcı insan var, evet, ancak bunların çoğu, kendini asla bir sanatçı olarak nitelendirmiyor. Çoğu müzik, edebiyat ya da görsel sanatlarla uğraşıyor, ama bundan daha önemlisi; sıradan, günlük aktivitelerdeki şeffaf, bağımsız ve maddi beklentisi olmayan yaratıcı alış veriş. Hayalgücü her şeyi oyuna çevirip, gündelik hayatı bir maceraya dönüştürebilir. Yaratıcı insanlarla bilinmeyen gerçekliklere, imkânlara dalmak ve bunları aramızda ilişkilendiriyor olmak benim için büyük bir ilham kaynağı.

In Frankreich, befindest du dich in ein Milieu, wo viele Künstler und Designer sind. Ist das reichhaltig für dich? Kannst du Deutschland in Bezug auf Grafikdesign vergleichen?

Es gibt viele kreative Menschen um mich herum, jedoch würden sich die meisten davon selbst nicht als Künstler bezeichnen. Viele beschäftigen sich mit Musik, Literatur oder visuellen Ausdruck, aber wichtiger ist ein offener, kreativer Austausch in alltäglich normalen Handlungen, die sich nicht um ein materielles Resultat drehen. Phantasie kann alles zum Spiel machen und Alltag in ein einzigartiges Abenteuer verwandeln. Es ist eine große Inspiration für mich mit kreativen Leuten in unbekannte Realitäten und Möglichkeiten einzutauchen und diese unter uns zu verbinden.

 

Liza Kaka (1).jpg

 

Daha çok hangi teknikle çalışmaktan zevk alıyorsun?

Farklı teknikler deneyerek keşifler yapıyorum. Kolaj, oyma, resim, vücut boyama, farklı materyallerden kostüm tasarlama (materyallerin çoğunu çöplerden topluyorum) ve kısa bir süredir de dövme ile ilgileniyorum. Bunlara hem araştırma, hem de oyun diyebilirim. Benim için önemli olan fikirlerimi ve ifade şeklimi her anlamda geliştirmek. Her teknik farklı bir biçim ve anlatı içeriyor. Örneğin, kolajlar yaratılışlarında tahrip edicidir ve voodoo’yu hatırlatırlar. Buna karşın kestiğim parçalar, onlara yapacağım bütün terbiyesizliklere karşı çaresizce elime düşmüş durumdadırlar. Yani kullandığım tüm tekniklerin kendine özgü, beni geliştiren, aynı zamanda birbirleriyle sentezlenen tuhaflıkları var.

Edebiyatta, müzikte veya görsel sanatlarda olsun, sanatçıların kimseyle paylaşmadığı, kalabalıklardan sakladığı yönleriyle, iç dünyamızın derinliklerine dalmaları ilgimi çekiyor. Ya da farklı bakış açıları ve gerçeklikler vasıtasıyla bizleri sorguya çekip kafamızı karıştırmaları.

Mit welcher Technik arbeitest du am liebsten? Du bevorzugst klassische Technik wie Collage, Muster, Farbe, obwohl der Siebdruck zur Zeit Populaer ist.

Ich probiere mich in verschiedenen Techniken aus. Von Collagen, Gravur, Malerei, Bodypainting, Kostüme aus verschiedenen Materialien (meisten aus Dingen, die ich im Müll fand) und seit kurzen auch Tätowierungen. All das ist Forschung oder Spiel. Mir geht es darum meine Ideen und den Ausdruck im gesamten zu entwickeln und nicht vordergründig ums einzelne Resultat. Man entwickelt zu jedem Material eine andere Beziehung und Geschichte. Collagen z.B. sind in ihrer Entstehung destruktiv und erinnern an Voodoo. Dabei sind mir die Figuren, die ich ausgeschnitten habe machtlos gegen all die Schandtaten, die ich ihnen antun werde, ausgeliefert. So hat jede Technik ihre Eigenarten, die sich auch unter sich vermischen und mich voran treiben.

Ob in Literatur, Musik, im visuellen Ausdruck wird es für mich interessant, wenn jemand versucht in unsere inneren Abgründe einzutauchen, die vor der Gesellschaft und oft auch vor uns selbst versteckt sind. Oder die versuchen unseren Verstand zu verwirren und uns alles in Frage stellen lassen, in dem sie andere Perspektiven und Realitäten eröffnen.

 

lionne 02.jpg

lionne.jpg

lionne1.jpg

 

Erkek egemen bir dünyada kadın sanatçıların yaşadığı zorluklar var mı, varsa sence neler?

Cinsiyet ayrımı olmaksızın tüm sanatçıların muzdarip olduğu problemin –buna problem demekten çekinmiyorum– ‘sansür’ olduğunu düşünüyorum. Sansür bence sözde liberal kültürlerin arkasına saklandıkları dini, cinsel ya da ahlâki sınırlar çektikleri ve yanlış, sahte hukuklarını ve artan cehaletlerini büyük kelimeler olan “hak” ve “hukuk” kelimeleriyle ağızlarından düşürmedikleri bir riyakârlık ibaret.

Die Zahl der männlichen Künstler ist bemerkenswert mehr als Frauen Künstler, was denkst du darüber? Warum sind Frauen mehr im Hintergrund bei Produktion trotz ihrer Interesse an Kunst? Was ist deine Meinung?

Das ist kein Thema für mich, da ich einerseits nicht in solche Situationen kam, aber auch andererseits nicht unbedingt in solchen (Gender-)Mustern agiere, denke oder lebe.

Nelerden ilham alıyorsun?

Mağara resimleri’nden Orta Çağ’a, günümüze kadar her şeyden biraz biraz. Yalnızca belli sanatçılara odaklanmıyorum, aynı zamanda farklı konular, dönemler üzerine de yoğunlaşıyorum. Bu resimler arasındaki farkları, benzerlikleri araştırırken kayboluyor ve bir anda kendimi Ernst Haeckel’in derin su mikro-organizmalarının gelişimi üzerine kaleme aldığı bir makalenin içinde bulabiliyorum.  René Laloux’in “La planete sauvage”ı ile Hieronymous Bosch’un resimleri arasında tuhaf bağlantılar kuruyorum. Tüm bunların dışında, sürrealizm, dadaizm ve sitüasyonizm akımlarının da hayranıyım.

Welche Schwierigkeiten gibt es für die Künstlerinnen in patriarchalischer Welt?

Ich denke, was für viele Künstler egal welchen Geschlechts, eine Schwierigkeit darstellt und ich bin nett es eine Schwierigkeit zu nennen, ist die ZENSUR. Es ist die Heuchelei einer sogenannten liberalen Kultur, die ihre religiösen, sexuellen oder moralischen Barrieren hinter einer falschen, leeren Politik verstecken, und mit erhobenen empörten Zeigefinger große Wörter wie „Recht“ und „Legalität“ in den Mund nimmt. Gibt es Künstler die für dich wichtig und einflussreich sind?

Visuelle Einflüsse sammle ich an von den ersten Höhlenmalereien, übers Mittelalter bis heute. Dabei aber nicht nur spezielle Künstler sondern auch speziell Themen, verschiedene Epochen, suche deren Unterschiede und Gemeinsamkeiten, gehe total verloren und finde mich wieder in einem Buch über den Aufbau von Kleinstlebewesen aus der Tiefsee von Ernst Haeckel. Ich stelle bizarre Verbindungen her zwischen „La planete sauvage“ von René Laloux und den Werken von Hieronymus Bosch. Vor allem bin ich Fan der Dadaistischen, Surrealistischen und Situationistischen Strömungen.

Şu an üzerinde çalıştığın herhangi bir seri veya proje var mı? Çalışmalarını takip edenler için biraz ipucu verebilir misin?

Çalışma şeklim bu soruyu cevaplamamı zorlaştırıyor. Herhangi bir spesifik şey üzerinde çalışmıyorum. Her zamanki gibi: Kolajla birleşmeyi bekleyen bir yığın kağıt kırpıntısı, tamamlanmayı bekleyen linol baskılar ve tuvaller var. Sanırım bu aralar beni takip etmenin en kolay yolu arada bir Facebook veya Tumblr sayfalarıma göz atmak.

Hast du ein Projekt oder eine Serie auf dem du jetzt arbeitest? Kannst du ein Hinweis für deineAnhänger geben?

Die Art und Weise in der ich arbeite, macht die Frage etwas schwierig zu beantworten. Ich arbeite an nichts speziellen. Es ist wie immer: Ein Haufen Papierschnipsel, der zu Collagen verarbeitet werden will, halbfertige Linolschnitte und Leinwände wollen bearbeitet werden. Ich denke das einfachste, um auf dem Laufenden zu bleiben ist, von Zeit zu Zeit ein Blick auf meine Facebook-Seite oder Tumblr-Seite zu werfen.

 

das interview: 09/ 2016
silme_01
Türkçesi: Selin Oransayoğlu

A Surrealistic Novel in Collage by Max Ernst, 1934

23252-2_Ernst_0815ek.indd

 

Düşsel görüntüler ve erotik fantaziler Gerçeküstücülerin malzemeleriydi. İmgelerin özgür çağrışımları, farklı nesnelerin anlamlı biraradalıkları ve sanatta­ki hareket serbestliği unsuru ile ilgilenen ressamlar için kolaj en uygun teknikti. Kübistler ve fütüristler onun son derece önemli bir sanat türü olduğunu ileri sür­müşler. Alman ve Rus Dışavurumcularla Avrupa’nın her yerindeki Dadaistler yeni güçler yüklemişler ve kolaj türü, Gerçeküstücüler (pek çoğu daha önce Da­daist olan) arasında önemli bir yer edinmiştir. Max Ernst genellikle bu türün en ateşli savunucusu olarak tanınır.

Ernst, 1891 yılında Rhineland’de doğmuştur. Kendi kendini yetiştirmiş bir res­samdır. Jean Arp ile tanıştığı 1913 yılında çalışmalarını Cologne’de sergi­liyordu. Yakın bir gelecekte Zurich’de Dada’nın kurucusu olacaktı. Ernst, 1919 yılında Dada’nın Cologne temsilcisi oldu ve aynı yıl posta ile sipariş edilen bazı kata­loglardaki imgeler ilgisini çekmeye başladı. 1922 yılında Paris’e taşındı ve daha o yıl bitmeden büyük şair Paul Eluard ile işbirliği içinde iki eser yayımladı. Une semaine de bonté ile doruğa çıkan kolaj kitapları serisinin başı; Répétitions (Tek­rarlar) ve Les malheurs des immortels (Ölümsüzlerin Kederi) Diğerleri; La femme 100 tetes (100 Başlı Kadın) (1929), Réve d’ııne petite fille qui voulut entrer aıı Carmel (1930). Ernst, kolajlarında boya ve farklı pek çok malzeme kullanmıştır. Yapıştırma eylemi her zaman yaratımının bir bölümü de­ğildi, fakat Ernst bu yayımlarda sadece eski kitaplar ve kataloglardaki resimleri kesip yapıştırma eylemine bel bağlamıştır. Boyama işlemiyle katmanları örtmüş ve sonuç inanılmaz bir şekilde etkileyici olmuştur.

Une semaine de bonté sanatçının 1933 yılında İtalya’daki dostlarını ziyareti sırasında üç hafta içinde bitmiştir. O yıl Nazi’lerin Ernst‘in çalışmasını kınama­larına dair memleketinde yaşadığı talihsiz olaylar bu kolaj tarzı ‘roman’a hakim o­lan felaket atmosferini açıklıyor olabilir.

1934 yılında Semaine beş kitapçık halinde çıktı. Beşi de George Duval ta­rafından matbaada basıldı ve baskılar Jeanne Bucher tarafından 828 takımlık sınırlı bir baskı ile Paris’te yayımlandı. Mor kağıt kapaklı ilk kitapçık ‘Pazar’ achevé d’imprimer (matbaadaki baskının tamamlandığı tarih) 15 Nisan, yeşil kaplı ikinci kitapçık ‘Pazartesi’ 16 Nisan, kırmızı kaplı üçüncü kitapçık ‘Salı’ ile mavi kaplı dördüncü kitapçık ‘Çarşamba’ 2 Haziran ve haftayı tamamlayan sarı kaplı beşinci kitapçık ise 1 Aralık tarihlidir.

 

ernst collage 01

 

Ernst en eski kitaplarında genellikle ayrı ayrı pek çok parçadan tamamen yeni sahneler yaratmış, fakat Une semaine de bonté‘nin büyük bir kısmı için te­mel olarak, tamamlanmış, var olan illüstrasyonları (onları yapıştırma ilave­lerle değiştirerek) kullanmıştır. Onun temel resimleri çoğunlukla, on dokuzuncu yüzyılın sonlarına ait kitap ve süreli yayınlarda bol bol rastlanan popüler Fransız nesir edebiyatının diğerlerine göre kaba ve genellikle renkli ahşap oyma illüs­trasyonlarından oluşuyordu. Muhtemelen böyle bir edebiyatın konusu ihtiras do­lu aşklar, crimes passionnels (tutku suçları), sonradan ortaya çıkan hapsolmalar ve infazlar (giyotinle), zengin ve yoksul arasındaki nefretler, kıskançlıklar olur­du; Eugéne Sue ve Emile Zola‘nın ikinci dereceden evlatları. Ernst İtalya’ya olan yolculuğunu, yanında içi böyle sayfalarla dolu bir bavulla yapmıştı.

Sanat tarihçisi Werner Spies temel resimlerden üçünü (20., 160. ve 170. sayfalar) Jules Mary‘nin 1883″te yazdığı Les damnées de Paris adlı romanından teşhis etmiştir. Dostlarının İtalya’daki evine giderken Milan’da durup orada bir Doré sayısı (‘Cour du Dragon’ serisinde kullanıldığı söylenir) aldığı da bilin­mektedir. Bu resimlerde elementleri ustaca kullanarak kahkaha ve korkunun giz­li pınarlarından yararlanan hayaller alemine dair bir ‘roman’ yaratmıştır.

Ernst’in ‘Merhamet Haftası’ aynı zamanda dil ve kavramlardan oluşan bir kolajdır. Geleneksel, ölümcül yedi günah yerine (pêchês capitaux), ölümcül yedi elementimiz (éléments capitaux) bulunmaktadır; Ernst’in elementlerinin ikisi, su ve ateş geleneksel dört günaha aitken, bize yedi element sunar ve bunların beşi alışılmışın dışındadır. Elementlere ait ‘örnekler’in oldukça değişken oldukları görülür, fakat yine de ince zeka ürünü bazı ilişkiler bulmak mümkündür. Eserin her bir bölümü bir Dadaist ya da Gerçeküstücünün (Ernst’in dostları Arp ve Eluard; Tzara, Dadaizmin yarı kurucularından Breton) yazılarından ya da Gerçeküstücülerin sonradan kabul gören atasından (Jarry, Ubu roi‘nin on dokuzun­cu yazarı) alınma özet niteliğinde kısa sözlerle başlar. Her bir parça başlık veya metin Fransızcasının bulunduğu sayfanın arkasına İngilizce olarak tercüme edilmiştir.

 

belfort aslanı 01

 

“Ermin oldukça pis bir hayvandır. Özünde son derece değerli bir yatak çarşafı olmasına karşın çarşaflarını değiştirme şansı olmadığı için temizleme işini diliyle gerçekleştirir.” (Alfred Jarry, l’amour absolu)

 

‘Hafta’ya (Pazar ile) başlar başlamaz, çamur ‘element’inin örneği olarak Belfort Aslanı İle karşılaşırız Bu Frederic Auguste Bartholdi (Dünyayı Aydınlatan Özgürlük eserinin heykeltıraşı) tarafından yapılan ve Fransız-Prusya savaşın­dan sonra doğu Fransa’daki Belfort kasabasına dikilen vatansever bir heykelin adıdır. Ernst’in ‘roman’ının bu bölümündeki pek çok figürün başları aslan başı­dır (Ernst’in hayvani insanların yaratılışındaki en ünlü atası, Gerçeküstücüler tarafından fazlasıyla saygı gören Fransız ressam Grandville‘dır, 1803-1847).

 

belfort aslanı

belfort aslanı 02

ernst belfort aslanı 02

 

Pazartesi‘nde, su ‘element’i her resmi istila eder, olayın geçtiği yer bir yatak odası ya da şehrin caddesi olabilir: endişeli bir düş hali ve belki de Nuh tufa­nına bir gönderme.

 

l'eau

 

” D. – Ne görüyorsun?

R. – Su

D. – Bu su ne renk?

R. – Su renginde. “

(Benjamin Péret, endormi)

 

water 01

water 02

ernst

 

Salı‘da büyüklü küçüklü ejderhalar (ara sıra yarasalar ve yılanlar) mevcut­tur, veya insanların sırtında kanatlar belirir. Odaların duvarlarında asılı duran re­sim çerçevelerinde Grandville‘i anımsatan tuhaf ayrıntılar bulunur. Paris’te Cour du dragon önceden Rue du dragon’a açılırdı (St. Germain des Prés ile St. Sulpice arasında) Ernst’in İtalya’daki ev sahiplerine ait şömine rafının üzerinde St. George’a ait sıradan bir ‘eski usta’ resmi ve bir ejderha bulunuyordu. Ernst ora­da kaldığı sürece onun yerine yenisini yaptı. Muhtemelen bu ejderha Semain‘dekilere ilham kaynağı olmuştu.

Çarşamba’da kan ‘element’inin ‘örnek’i Oedipus’tur. Bu, evliliği kan bağı ile alakalı en korkunç tabuyu yıktığı için değil midir? Eluard’ın özlü sözleri ‘anne’ ile ilgili olarak Oedipus efsanesiyle bağlantılıdır. Diğer özlü söz bir şikayetin (compleinte), kötü bir suçu ya da felaketi anan popüler bir tür baladın özetidir. Yayın kataloglarında basılan ve katalogları pazarlayan sokak şarkıcıları tarafın­dan söylenen şikayetler (compleintes)  Ernst‘i Une semaine de bonté‘de kullan­dığı illüstrasyonlara ait satırlarla eşdeğerdir. Bu bölüme ait sayfalardaki en önemli figürlerinde kuş kafaları; vardır; Ernst, kendisine vahiy getiren Loplop adında kuşkafalı bir ziyaretçisi (resimlerinde sık sık betimlediği) olduğunu iddia etmiştir. Yine Oedipus ile alakalı olan Sfenks küçük bir görüntü sergiler.

 

ernst oedipus 04

ernst oedipus 02

 

‘Horoz’un Kahkahası’nda her resimde en azından bir adet horoz ya da ho­roz başlı bir yaratık görünmektedir ‘Paskalya Adası’ndaki pek çok figürün ka­fası o güneydoğu Pasifik adasında bulunmuş putların taştan kafaları gibi şekil­lendirilmiştir.

‘Görünebilir Üç Şiir’ eserin en soyut bölümüdür ve çok sık ortaya çıkan birtakım esinler içermekledir. Eluard‘ın özlü sözleri kitabın tamamı için en iyi şekilde vecize görevi görebilir: “Ve yaratılacak olan imgelerin yerine hazır im­geleri sevmeye itiraz ediyorum.” (Ernst ve Eluard 1947 yılında ilerdeki “görüne­bilir şiirler’i basmışlardır.)
‘Şarkıların Anahtarları’nda eser baş döndürücü bir şekilde, düşen figürlerle
biter.

Her okur, duygular ve zekaya eşit miktarda baş vuran bu tarz bir kitabı, ken­di zihninin ışığı sayesinde ve kendi tecrübelerine göre serbestçe yorumlayabilir. Gene de şimdiye kadar kitaba ilişkin doyurucu bir eleştirel okuma ‘yorum’ kaleme alınmayışı da ilginçtir, yalnızca psikolog Dieter Wyss Der Surrealismus (1950) kitabında ‘Belfort Aslanı‘nın katı bir Freud son­rası analizini gözler önüne serer: çeşitli kılıklar içindeki aslan kafalı figürler üst-benin karşı konulmaz güç arzusunu simgeler; yavaş yavaş aslanın sahte iltifatla­rına boyun eğen kadın (bu yorumda) ahlaksızlık içine batar ve sonunda yok edi­lir, ‘ruh’ ya da ‘hayvan’ olarak tanımlanır; fazlasıyla acı çeken ve giyotine vu­rulan insan erkeği psikanaliz konusu veya hastasıdır, bu tahminen ressamın ken­disidir. Wyss‘ın hileli ve basit bir mantıkla dahi olsa her bir resme yaptığı analiz yine de sürükleyici ve son derece iyi göz­lemlenmiştir.

Une semaine de bonté  ilk baskısında yüksek bir beğeni toplamış ve ileriki çalışmaları için bir tetikleyici olmuştur. Son derece dikkat çekici bir şekilde Hans Richter‘in 1947 tarihli avangart yapımı Dreams That Money Can Buy (Satılık Düşler) filminin ilk bölümü olarak gösterime giren 1946 yapımı Desire (Tutku) adlı filmine ilham kaynağı olmuştur.

Metnin orijinali: 6,45 yayın Türkçesi: Banu Irmak, 2002 İstanbul

Dasetatoo

dase 02

 

Beni dövme sanatçısı olmaya teşvik eden punk rock ve grafiti kültürüne olan sevgimdi. Ortaya çıkardığım işler deriye mürekkep uygulamanın ince detaylarını çalışmış olmanın doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıktılar.

Türkçesi: Işıl Karaçalı

Gerçek ismim Roman Shcherbakov fakat çalışmalarımın altına çoğunlukla Dase veya Dasetattoo imzasını atıyorum. Dase mahlası 2003 senesinde şehirde attığım ilk tag’lerle beraber ortaya çıkmış bir isim.

Dövme sanatçısı olmadan önce marangozluk yaptığımdan dolayı sıklıkla ahşap malzemeyle çalışıyordum. Marangozluk dışında vaktimi grafiti ve resim yaparak geçiriyordum.

Beni dövme sanatçısı olmaya teşvik eden punk rock ve grafiti kültürüne olan sevgimdi. Ortaya çıkardığım işler deriye mürekkep uygulamanın ince detaylarını çalışmış olmanın doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıktılar. Dövme yapmaya 2009 senesinde başladım ve o zamandan beri tutkum.

Bu benim için verilmesi kolay bir karardı. Geleneksel dövmelere kendi dokunuşumu katarak modern çağ ile bağlantı kurmak ve geleneksel dövmeye yeni bir perspektif getirmek istedim. Kişisel tarzımı geliştirirken belirli renk şemalarını da içeren soyut ve deneysel unsurları birleştirmeye başladım. Bunun sonucu olarak da bugün yaptığım özgün dövme tarzı ortaya çıktı

It was my love for the punk rock culture and graffiti that evidently inspired me to become a tattoo artist. The majority of the work I’ve done myself is a direct consequence of studying the subtle details of applying ink to skin.

Roman Shcherbakov is my real name. However, many of my works go by the signature of Dase, or Dasetattoo. Dase was my street handle which emerged in 2003 along with the first tags I made in the city. Last year marked my 28th birthday.

Prior to becoming a tattoo artist I spent a lot of time working with wood, making furniture as a cabinet maker. When I didn’t work I spent my time painting graffiti and paintings.

It was my love for the punk rock culture and graffiti that evidently inspired me to become a tattoo artist. The majority of the work I’ve done myself is a direct consequence of studying the subtle details of applying ink to skin. I began tattooing in 2009 and since then it has been my passion.

It was an easy call for me. I wanted to bring a fresh perspective to the traditional tattoos and at the same time apply my own touch, which also relates to these modern times of ours. While developing my personal style, I began to incorporate elements of my abstract and experimental works featuring specific colors schemes. That evidently led to my unique tattoos.

 

dase 03

 

Eski hapishane dövmelerini ve geleneksel tarzda yapılmış dövmeleri çok beğeniyorum. Bu tarzda yapılmış dövmeler senelerdir ilham kaynağımdır. Kendime yakın bulduğum diğer bir tarz da oldschool ve grafik dövmelerdir (siyah- beyaz dövmelerden bahsediyorum). Deneyselliğe olan cesaretim kendi tarzımı geliştirmemde yardımcı oldu ve bu tarzı kendime özgü soyut dünyam ve çizgilerimle harmanlamaktan mutluluk duyuyorum.

Çizimlerimi soyut gerçeküstücülük olarak adlandırmayı tercih ediyorum fakat belli bir noktada realizm olarak da adlandırıyorum. Gerçek obje ve formlarla çalışırken bir süre sonra onları iki boyutlu akışkan imgelere ve uzayın dengesiz normlarına dönüştürdüm, çünkü içinde yaşadığım zamanın ruhunu ve etrafımda olan bitenleri de yansıtabilmek istiyorum. Ben sadece yaratıyorum. Tuval üzerinde, sprey boya ve akrilik boyayı yüzeye uygularken çeşitli yöntemler kullanıyorum.

I really like the traditional style tattoos and the looks of local prison tattoos. This is really what inspired me for many years. Other styles close to heart has always been old school and graphical (which is to say, black and white tattoos.) My connection to the experimental led me to develop my own style, in which I am happy to combine my trademark abstract vision of the world but also the classic linear graphic.

When it comes to my artwork and how I would describe it, I would rather call it abstract surrealism. However, at some point it could also be described as just realism. Working with real objects and forms I gradually transform them into two-dimensional measurements of distorted norms of space and fluid images. I do it because I want to capture the time I live in. And a vision of what’s going around. I am merely the creator. On canvas I utilize spray paint and acrylics, using various methods as I apply the paint to the surface.

 

dase 05

 

Çizimlerimi soyut gerçeküstücülük olarak adlandırmayı tercih ediyorum fakat belli bir noktada realizm olarak da adlandırıyorum. Gerçek obje ve formlarla çalışırken bir süre sonra onları iki boyutlu akışkan imgelere ve uzayın dengesiz normlarına dönüştürdüm, çünkü içinde yaşadığım zamanın ruhunu ve etrafımda olan bitenleri de yansıtabilmek istiyorum. Ben sadece yaratıyorum. Tuval üzerinde, sprey boya ve akrilik boyayı yüzeye uygularken çeşitli yöntemler kullanıyorum.

Kendime kalan bütün boş zamanımı vizyonumu geliştirmek için harcıyorum. Şu anda da çoğunlukla bu alanda gelişen dokular ve renk şemaları ile deneyler yapıyorum. Kiev’de çok güzel anılarım var, beni ve yaptığım işi destekleyen arkadaşlarım burada yaşıyorlar ve bu da bana kendimi geliştirmek için güç veriyor. Bu şehri gerçekten seviyorum. Vize alma zorluğu ve sınırlar nedeniyle Kiev’de yaşayan insanların dünyayı görmek için seyahat etmeleri çok zor. Ülkemdeki politik durumlar nedeniyle tarzımı burada, Ukrayna’da tanıtmaya çalışıyorum. Sonuçta Ukrayna’da eski hapishane tarzı dövmelerden farklı bir dövme tarzı benimsenmediği için benim stilimi de burada herkesin alıp bağrına basmasını bekleyemiyorum.

Resimde elimde tuttuğum kitap, 2012 senesinde Berlin’de Re:Surgo tarafından basılmış olan, soyut grafik deneylerimi içeren MONOCHROME isimli ilk kişisel fanzinim. Christian Feller ve Anna Hellsgaard‘a, çalışmalarımı gurur duyabileceğim bir kitaba dönüştürdükleri için her zaman minnettar olacağım. Ayrıca geçen yıl sevgili eşim Olga Breka ile birlikte ‘Dasetattoo Dijital Sanat Kitabı‘ başlıklı farklı bir kitaba başladık. Bu kitapta kariyerimin son iki senesinde yapmış olduğum soyut grafik çalışmalarını ve en iyi dövmelerimi topladık ve kitabın bütün düzenlemesini Olga üstlendi. Bu kitap sayesinde dövme yapmaya başladığımdan bu yana işlerimin ve stilimin nasıl geliştiğini görebilirsiniz.

 

intei

 

I use all my spare time to develop new visions. Right now I’m mostly into experimenting with textures and color schemes, developing and improving in this field.

I’ve experienced a lot of good moments in Kyiv. After all, here are all my friends who supports me and what I do. They give me the strength to develop on so many levels. I really love this city.

Our people have a really hard time traveling, to see the world, due to the difficulties of acquiring a visa and our closed borders. The whole political situation in our country. And that is a reason I try to introduce my new style here in Ukraine.

Obviously, it [my style] isn’t always embraced with open arms by everyone here in Ukraine, but only because we never had a tradition of tattooing except for what is known as prison tattoos. Only now people start to develop a sense for it and I hope that more and more will start to consider my style unique.

The book which rests in my arms on this picture is my very first personal zine featuring experiments with abstract graphics. “MONOCHROME” was printed by Re:Surge in Berlin in 2012. I am forever grateful to Christian Feller and Anna Hellsgaard for the fact that they incorporated my works into something bigger, something I can be proud of.

In addition, last year we worked on another book under the name of “Dasetattoo Digital Art Book” together with my girlfriend Olga Breka. In this book we gathered my best tattoos and abstract graphical works for the last two years of my career. Olga did the whole layout of the book. Basically, by reading this book you can follow the evolvements and styles of my works since I began tattooing.

 

monochrome 03

dase-dase.tumblr.com

dase 07

instagram.com/dasetattoo

From Retro-Comics to Porno-Politic Graphic Terrorism: FOTOSHOK

fotoshock small 01

 

We have a real shockumentary book collecting together 14 artists from Japanese Underground to LDC militants comes from different disciplines: Vero, Yvang, Fredox, Pakito Bolino, Sekitani, Dave 2000, Kosuke Kawamura, Henriette Valium, Winston Smith, Jean Kristau, LB, Andy Bolus and also some collaborative works of Leo + Fredox. Nice to see all these artists together in an orgasmic battlefield suchlike that, also it’s very surprising to see Samplerman’s psychedelia near to Fredox’s pornography. Jean Kristau’s surrealist novel we’ve known from ‘STANDKORB’ and DAVE2000’s 3D madness are also continues on the pages with Sekitani’s pathologic inferno.

 

img118 small

fotoshok small 04

fotoshok small 05

As readers, we encounter with a high level transgressive energy at first sight, crimes of future meets with pop-art on the pages, on the other hand ‘Fotoshok’ is taking the lead from our dark emotions, touching our intellect and waking somethings up in our minds! Commodification of woman in 21th century and dead generations of techno-industrial civilisation is laying in front of our eyes with all ugly. Unfortunately Comics don’t look like they were in the 1960s anymore, genetically modified children has been hyperactive under the influence of digital media are starting to be zombified page by page and we’re beginning to ask ourselves: What the hell are we going to !?

LE DERNIER CRI

Dave2000: Pas un artiste, un ninja

die_by_the_sword - small

 

DAVE merhaba, söyleşi için teşekkürler. Protopronx ve Sazalamuth başlıkları altında, grafik tasarımdan animasyon filmlere kadar birçok farklı disiplinde işler üretiyorsun. Seni tanımayan okuyucular için biraz kendinden bahseder misin?

O zevk bana ait. Çizim yapmaya bütün çocuklar gibi erken yaşta başladım, hoşuma gitti ve devam ettim, şu an neredeyse 42 yaşındayım. İlk yağlı boya resmimi yaptığımda sekiz yaşındaydım. Bir sandalye çizmiştim. Van Gogh’tan intihal yapmaya çalışmıyordum, çünkü henüz onu tanımıyordum bile! Les Vosges’da büyüdüm ve infografinin (3 boyutlu bilgisayar grafikleri) engin sularında yıkanmaya MSX 8 bit bilgisayarla başladım. Görüntü yaratmak için basit dilde programlar yazıyordum. Eğri koordinatlarından yola çıkarak Hulk çizmeye sardım, çok uzun sürmedi çünkü çok sıkıcıydı. İlk gençlik yıllarımda bir Amiga 500 satın aldım ve Deluxe Paint (320 x 200 pixel bitmap grafik yaratmak için gerçek bir yazılım) ve demo-scene sayesinde tipografi ve dizgi konusunda çok şey öğrendim. On sekiz yaşında plastik sanatlar fakültesine başladım, resme tutkum hep vardı ama bölüm hakkında pek bir şey bilmiyordum. Vosges ormanlarının kapalı ufkundan sonra çok daha genişlerini keşfediyordum. Fakültede 5 yıl okudum ve Softimage 3D üzerine bir eğitimle okulu bitirdim. Dönemin güçlü bir 3D sentez yazılımıydı. Eğitim aldığım tek yazılım budur, geri kalan her şeyi el kitaplarını okuyarak ve kursları takip ederek öğrendim. 28 yaşında güneye, Marsilya’ya taşındım. Burada bir tiyatro salonu olan Embobineuse ekibiyle tanıştım. Burası için 200’den fazla afiş yaptım – Onların kadrolu afişçisi oldum! Ayrıca hala birlikte çalıştığım Le Dernier Cri (2015 yılında burda bir resim sergisi açtım) var ve grafik konusunda onlarla aynı kafadayız. Bu işlere paralel olarak şirketlere serbest grafik işleri de yaptım. Kendimi bir sanatçıdan ziyade bir Ninja olarak tanımlıyorum. Sol elle torture-porn görüntüleri üretiyorum, Le Dernier Cri’den yayın yapıyorum ve sağ elimle Elf-Total-Fina grubunun kampanyası için bir maskot tasarlıyorum.

 

poster (16)

 

Dave, bonjour, je te remercie encore une fois pour avoir accepté de donner cette interview. Sous le label de Protopronx et Sazalamuth, tu produis dans un large eventail de discipline, de design graphique à des films animés. Puis-je te demander de t’introduire pour les lecteurs qui ne te connaissent pas. Depuis quand tu es dans cet entourage?

Mais tout le plaisir est pour moi. J’ ai commencé à dessiner très jeune comme tous les enfants et comme ça me plaisait j’ ai continué, j’ ai maintenant presque quarante-deux ans. Je me souviens avoir fait ma première peinture à l’ huile à l’ âge de huit ans, j’ ai peint une chaise, c’ était sans volonté de plagier Vincent Van Gogh que je ne connaissais pas encore ! J’ ai grandi dans les Vosges et j’ ai commencé à mettre les pieds dans la grande mare de l’ infographie avec un ordinateur MSX 8 bits. J’ écrivais des programmes en langage basic afin de générer des images. Je me suis acharné à dessiner Hulk en rentrant des coordonnées de courbes, j’ ai vite laissé tomber car c’ était trop fastidieux. A l’ adolescence j’ achetais un Amiga 500, découvrais Deluxe Paint (un VRAI logiciel pour générer des images bitmap en 320 × 200 pixels) et intégrais des groupes de demo making – Dmacon – The dreamdealers …- J’ ai beaucoup appris en matière de typographie et de lettrage grâce à la demo-scene. A dix-huit ans j’ entrais en faculté d’ arts plastiques, je peignais toujours mais ne connaissais que très peu de choses en la matière. Je découvrais d’ autres horizons bien plus riches que ceux trop fermés de la forêt vosgienne. J’ étudiais cinq ans à la fac et finis par une année de formation sur Softimage 3D, un puissant logiciel de synthèse 3D pour l’ époque. C’ est le seul logiciel pour lequel j’ ai suivi une formation, pour le reste j’ ai lu des manuels et suivis des tutoriels.A vingt-huit ans je descendais vers le sud, Marseille, où je rencontrais l’ équipe de l’ Embobineuse, une salle de spectacle complètement barrée pour laquelle j’ ai aligné plus de deux-cent affiches – j’ étais devenu leur affichiste attitré ! Je rencontrais aussi Le Dernier Cri avec qui je continue à travailler (j’ y ai fait une exposition de peintures en janvier 2015) et partage toujours avec eux un goût prononcé pour la saturation graphique. Je travaillais parallèlement en tant que graphiste indépendant pour des entreprises. Je ne me définis pas comme un artiste mais plutôt comme un ninja ! De la main gauche je fabrique des images de torture-porn que j’ édite au Dernier Cri et de la main droite je modélise une mascotte pour une campagne du groupe Elf-Total-Fina.

 

poster (15) small

test2.indd

 

‘Sketch Book Holocaust’ kitabınla sanatını tanıma şansını yakalayan biri olarak, sıradışı bir desinatör olduğunu düşünmüştüm. Fakat yaptığın işleri inceleyince üçboyutlu grafik animasyona da ağırlık verdiğini farkettim. Bu animasyonlar gerçekten büyüleyici.

Aslında hep 3D, numerik ve analojik kolaj, desen ve resmi paralel olarak çalıştım. Sanatsal tutarlılık kaygısı taşımıyorum, çünkü daha önce de söylediğim gibi ben bir sanatçı değilim. Ben kılık değiştiren, oyun hamurundan yaratıklar üreten, kartondan dekor kesen, olasılık dışı senaryolar yazan ve bütün bunları coşkulu bir tiyatro oyunu yaratmak üzere karıştıran bir oğlan çocuğuyum. Çocukların ne üslupla ne de sanatsal tutarlılıkla işi olur, ellerindeki neyse onunla eğlenirler ve benim yaptığım da tamamen bundan ibaret. Sanatçıların kendi benzersiz eserleri olduğunu düşündükleri bir şeye tutulmalarından rahatsızım. Hani “aaah! hayatım boyunca beyaz fon üzerine beyaz kareler yapacağım ve beni böyle tanıyacaklar” demek gibi. Ne acı, ne üzücü! Animasyonlara gelince onlara buradan ulaşabilirsiniz: pitpool.free.fr

 

boyama (3) small

 

En tant qu’une personne qui a eu l’occasion de te connaitre par “Sketch Book Holocaust” imprimé les éditions A MORT j’avais pensé que tu etais un dessinateur extraordinaire. Mais apres avoir observé tes ouvrages, je me suis aperçu que tu te focalise à 3D graphique animation. Ces animations sont vraiment ravissantes. Est-ce qu’elles sont presentées quelque part?

En fait j’ ai toujours pratiqué la 3D, le collage numérique et analogique, le dessin et la peinture de manière parallèle. Je ne me soucie pas de cohérence artistique car comme dit plus haut je ne suis pas un artiste. Je suis un enfant qui se déguise, un gamin qui fabrique des bestioles en pâte à modeler, découpe un décor en carton, invente un scénario improbable et mélange tout ça pour en faire une pièce de théâtre délirante … Les enfants ne s’ occupent pas de style ou de cohérence artistique, il s’ amusent avec ce qu’ ils ont sous la main et c’ est exactement ce que je fais. Je plains les artistes qui se cantonnent à un truc qu’ ils pensent leur être singulier, genre “aaaaah ! je vais faire des carrés blancs sur fonds blancs toute ma vie comme ça on me reconnaitra”. Quelle pauvreté, quelle tristesse !

Quant aux animations on peut les retrouver ici : pitpool.free.fr

Elles ont été récemment présentées à Denver aux Etats unis par Adam Stone lors de l’ exposition inaugurant la sortie du très beau livre collectif en anaglyphe (lunettes rouges et bleues !) intitulé Mutiny 3D (jetez vous dessus c’ est de la bombe).

 

anotherworld1
Another World 1991

Çocukken hepimizin heyecanla oynadığı Another World’ün sende bir yeri var mı?

Bu oyunu çok iyi hatırlıyorum, ambiyansı mükemmeldi ve animasyonlar kusursuzdu! Bu oyunu çok oynadım ve bir noktada, ben de evde bir tane yaparak kendimi şımarttım. Bunu yapmak için ID Software arenası Quake III’e daldım. Oyunun prensibi ve 3D motoru kusursuzdu fakat grafiklerden ve seslerden nefret ediyordum ve oyunu daha ilginç kılacak birkaç opsiyon düşündüm. Yeni sesler, yeni karakterler, yeni oyun seviyeleri ürettim ve opsiyon eklemek için de biraz anladığım kod satırlarını kurcaladım. Bunları online yayınladım ve çok geçmeden ID Software’den beni kanuni takibat başlatmakla tehdit eden bir mektup aldım. Pes ettim, onlar da işin peşini bıraktılar. Oyunun üçüncü ve son versiyonuna hala buradan ulaşılabilir:  acidarenaweb.free.fr

“Another World”, a-t-il laissé une trace emotiononelle en toi? C’était un jeu que nous tous avions fébrilement joué pendant notre enfance?

Je me souviens très bien de ce jeu, l’ ambiance était excellente et les animations parfaites ! J’ ai beaucoup joué au jeux video et à un moment je me suis payé le luxe d’ en bricoler un. Pour se faire je suis tombé sur Quake III arena de ID Software. Je trouvais le principe de jeu et le moteur 3D tout deux excellents mais je détestais les graphismes et les sons et pensais à quelques options qui aurait rendu le jeu plus intéressant. Je fabriquais donc de nouveaux sons, personnages, niveaux de jeu et trifouillais des lignes de code que je comprenais à peine pour ajouter des options. Je mis tout ça en ligne et reçu très rapidement un courrier de la part de ID Software qui me menaçait de poursuites judiciaires. J’ ai fait le mort et ils n’ ont pas donné suite. La troisième et dernière version du jeu est toujours disponible ici : acidarenaweb.free.fr

Bizlere biraz Fransız Bilim Kurgusu’ndan bahseder misin?

Bu konuda uzman sayılmam! Hala büyük klasikleri okuyorum: Philip K. Dick, Frank Herbert… Yakın zamanda Laurent Genefort’un “Point chaud” adlı kitabını okudum. Ne sebeple olduğu bilinmemekle birlikte gezegenin her yerinde ortaya çıkan farklı türlerden uzaylılardan bahseden bir hikaye. Çok hoş bir roman.

Est-ce que tu peux nous informer sur la sci-fi française?

Je ne suis vraiment pas calé en la matière ! Je relis toujours les grands classiques – Philip K. DIck, Frank Herbert … J’ ai récemment lu “Point chaud” de Laurent Genefort, une histoire d’ extra-terrestres de différentes espèces qui apparaissent un peu partout sur la planète sans qu’ on sache pourquoi. Très chouette roman.

Piyasaya da çalışan birisin sanırım. Daha çok ne tip işler alıyorsun?

Ücretli bir Ninja olarak her şeyi alıyorum, yok artık dedirtenleri bile (L’Oreal, Kenzo, Microsoft, Electronic arts, Lesieur vs…) Sorun şu ki artık piyasada alınacak çok fazla bir iş kalmadı.  Şirketler grafik işlerini stajyerlere saçma sapan paralar ödeyerek içeride yaptırıyorlar ve bağımsız çalışan grafikerlere ihtiyaç duymamaya başladılar. Fransa’da bir paradoks mevcut, yeraltı grafik sanatı çok gelişmiş ve genelde oldukça kaliteli ancak reklam için yapılan grafikler ya da ilan verenlere yönelik grafik çalışmaları inanılmaz derecede zayıfladı; çok yazık!

Japonya’nın tam tersine Fransa’da ana akımın neredeyse grafik kültürü yok, olay şu ki photoshop kullanmayı bilen 16 yaşındaki bir çocuk bile bir reklam kampanyasını A’dan Z’ye yürütebilir ve herkes  sütyenli bir hatunun üzerine iliştirilmiş Arial  tipografisinden memnun kalır. Fransa’da grafik hayal gücü ve yaratıcılık açısından bir engele takıldı. Reklam verenler veya sanat yönetmenleri nötr şeyler istiyorlar, o kadar nötr şeyler ki işler karaktersizleşiyor.

Je crois que tu travailles professionellement pour le marché aussi. Quelle sorte d’ouvrages tu acceptes?

En tant que ninja-mercenaire je prends TOUT, même l’ imprenable (L’ oréal, Kenzo, Microsoft, Electronic arts, Lesieur etc … etc …). Le problème c’ est qu’ il n’ y a plus grand chose à prendre. Les entreprises font faire leur graphisme en interne en payant des stagiaires à coups de pied au cul et ne font plus beaucoup appel à des indépendants. Il y a un paradoxe en France, le graphisme underground s’ est beaucoup développé et se trouve être souvent de qualité tandis-que le graphisme publicitaire ou destiné au annonceurs est devenu incroyablement pauvre, c’ est pitoyable. La France mainstream n’ a quasiment pas de culture graphique (contrairement au Japon par exemple) ce qui fait que n’ importe quel adolescent de seize ans équipé de photoshop pourra tout à fait réaliser une campagne publicitaire de A à Z et tout le monde sera content avec une typographie arial claquée sur une photo de nana en soutien-gorge. En France l’ imagination et l’ inventivité graphique sont souvent un handicap. Les annonceurs ou les directeurs artistiques veulent des choses neutres, tellement neutres qu’ elles en deviennent nulles.

Marsilya’da yaşıyorsun, geçtiğimiz aylarda Le Dernier Cri tarafından VENDETTA isimli büyük bir festival düzenlendi. Bizlere biraz neler olup bittiğinden, gözlemlerinden bahsedebilir misin?

Elbette. Vendetta, Dernier Cri tarafından organize edilen uluslarası bir micro-edition/ mikro-yayıncılık fuarı. Onlarca kolektifi (serigrafi, yayıncı, sanatçı kolektiflerini) Marsilya Friche Belle de Mai’de  bir araya getirdi. Grafiğin underground’ına mensup olanların buluşması, karşılaşması için bir ortam oluştu. Başka türlü mümkün olmayacak bir şey, çünkü bu insanların hayatlarının çoğu ya atölyelerinde ya da bir mağarada geçiyor! Festival sergilenen işler, kitaplar ve sunduğu buluşma ortamı açısından oldukça zengindi. Bana sorarsınız Fransa’nın en büyük reklam şirketinin sanat yönetmeni gelip standları dolaşsa, mesleğinden o kadar utanırdı ki gider bir yeraltı otoparkında kafasını keserdi!

 

zombz small

 

Tu vis en Marseille. Récemment un festival intitulé VENDETTA a été organisé. C’est une activité organisé par le Dernier Cri, si je ne me trompe pas . Est-ce que tu peux en parler et partager tes impressions?

Tout à fait, Vendetta est un festival international de micro-édition organisé par le Dernier Cri. Il fait converger des dizaines de collectifs de sérigraphes, d’ éditeurs, de dessinateurs à la Friche Belle de Mai à Marseille. C’ est l’ occasion de rencontrer des acteurs de l’ underground graphique qu’ il serait impossible d’ apercevoir autrement tellement le plus gros de leur vie se déroule dans un atelier ou une cave ! C’ est aussi le moment de venir en prendre plein la vue et de découvrir des tonnes de choses super qui sont parfaitement confidentielles. C’ est un festival extrêmement riche en images, livres et rencontres. Je pense qui si on y emmenait un directeur artistique de Euro RSCG (une grosse entreprise de publicité française) pour faire le tour des stands il aurait soudainement tellement honte de son métier qu’ il irait se couper la tête tout seul dans un parking sous-terrain.

Şu an neler üzerinde çalışıyorsun, DAVE2000’den yakında neler göreceğiz? 

Kaizer Satan III’ü bitiriyorum, kitap Le Dernier Cri’den yayınlanacak; neşeli bir ortaya karışık olacak: resim, desen, infografi, kolaj, 3D… Ayrıca bir bölüm de anaglif (kırmızı-mavi gözlüklerle) olacak.

Et sur quoi tu travailles maintenant? Qu’est que DAVE2000 va nous disposer prochainement? Peux-tu nous informer?

Je suis en train de finir Kaizer Satan III, le livre sera édité au dernier cri. Un joyeux bordel de peinture, dessin, infographie, collage, 3D etc … Il y aura aussi une partie en anaglyphe – avec les lunettes cyan et rouge. Il sera peut-être sous-titré “tempête de tronçonneuses” haha !

test2.indd

protopronx.free.fr

 

Shaltmira: Both Sides of the Alchemy

“Oluş diye bir şey yok, ne de devrim, mücadele ya da yol; hâlihazırda sen kendi teninin şahısın– çiğnenmesi mümkün olmayan özgürlüğün tamamlanmak için yalnızca diğer şahların sevgisini bekliyor: bir rüya politikası, göğün maviliği kadar ivedi.”

– Peter Lamborn Wilson, nam-ı diğer Hakim Bey

shaltmira

 

Litvanyalı genç sanatçı Shaltmira, göçebe bir oyuncu, aynı zamanda kendine münhasır bir kaos büyücüsüdür. Provokatif ve cesur bir estetiğe sahip olan sanatçı, eski uygarlıkların spiritüel çalışmalarından, black metal ve simya illüstrasyonlarından esinlenmiştir. Diskordiyanizm onun için doğaldır; otoriteyi, toplum kurallarını ve normları sorgular. Sergilediği aktivizmin, günümüz dünyası ve insan haklarıyla ciddi bağlantıları vardır. Düalistik olmayan düşünceyi harekete geçirmek amacıyla radikal performanslar sergilemiştir. Kullandığı mecralar, magick dövmeleri için seçtiği kendi bedeninden filme alınmış ritüellere kadar genişleyen koca bir evreni kapsar; sanal uzay onun evidir. Shaltmira yeraltı ve ‘kendin yap’ kültüründe büyümesine rağmen akademik bir birikime de sahiptir.  Şu anda Vilnius Sanat Akademisi‘nde (Vilnius Art Academy) Grafik alanında yüksek lisansını tamamlamakta ve sonrasında doktorasını yapmayı hedeflemektedir. Sanatçının yaratıcı alanı geniş olup, iç dünyasını ve fikirlerini sergilemek amacıyla farklı araçları, akıllıca kullanmaktadır. Shaltmira, yakın zamanda yaratıcı alanını genişletmiş ve Michael Cashmore ile birlikte Berlin Psychic TV konseri esnasında TRANSFORMATION RITUAL (DÖNÜŞÜMSEL RİTÜEL) ismini verdiği bazı ses mühürleri yapmaya başlamıştır. Duvar resimlerinden post-belgeselciliğe, pentür resminden topluluk önünde yaptığı konuşmalara kadar her eyleminin, derin düşünsel tonları bulunmaktadır. Kaos’un bir yolu yöntemi vardır ve o, bu yolu iyi bilmektedir. Shaltmira, mucizelere fırsat tanımamız için ve rasyonel düşünceyi sarsmak amacıyla bir metropol şamanı rolünü üstlenir. Absürtlükten, karışıklık ve kompleksiteden, rastgelelikten, iddialılıktan ve mizahtan yararlanır ve hayatını, sanat eserinin kendisi oymuş gibi yaşar. Kimine göre melek kimine göre ise bir şeytan olan sanatçı, buna müsaade ederseniz kalp çakranızı açacak ve göz açıp kapayıncaya kadar zihninizi yeniden programlayacaktır. Onun sanatını, boşluğu kucaklar gibi kucaklayın. Her şey Bir’dir, Bir ise hiçbir şeydir! Köprü olun, Shaltmira için Sevgi ve Birlik haline ulaşmaktan daha kıymetli bir şey yoktur. O sakinliğin rahatını kaçırır, rahatsızlığı ise sakinleştirir. Korkmayın, Evren zihinseldir ve oyun oynamak ister. 23.93.666.

Türkçesi: Senem Eren

 

 

‘There is no becoming, no revolution, no struggle, no path; already you’re the monarch of your own skin– your inviolable freedom waits to be completed only by the love of other monarchs: a politics of dream, urgent as the blueness of sky’

– Peter Lamborn Wilson a.k.a Hakim Bey

 

 

 

Shaltmira is Lithuanian artist chaote. occultist shapeshifter. nomad and enigma. Provocative, botd and has recognisable aesthetics, inspired by black metal and alchemical illustrations, as well as spiritual studies of ancient civilizations. Discordianism is natural for her, she is always questioning the authority, society’s rules and norms. Her art has connections with human rights activism, radical performances are constructed to provoke the non-dualistic way of thought, the tools she uses involves a wide field of medias, starting with her own body as canvas for magick tattoos and expanding towards the rituals filmed in VR. Virtual space is her home. Shaltmira has risen from the underground and di.y. culture and simultaneously kept one foot in the academic space, at the moment finishing her MA in Graphics in Vilnius Art Academy and aiming for Doctor of Arts degree. Shaltmira’s creative field in wide and she is using different medias wisely to prove her point which is inner monarchy. Recently Shaltmira expanded her creative field and started making sonic sigils with Michael Cashmore, culminating in TRANSFORMATION RITUAL, during the Psychic TV concert in Berlin. From murals to post-documentaries, from canvases to public speaking -everything she does has deep philosophical undertones. There is method to the chaos, and she knows it Shaltmira is functioning as urban shaman, shaking up the rational mind in order to create the space for the miracle. She utilizes absurdity, mess and complexity, randomness, high brow & low brow, and discordian humor and lives her life as if it would be the the piece of art itself. Angel to some, demons to others, she will open your heart chakra if you let her and reprogram your mind in a blink of the eye. Embrace her art as you embrace the Void. All is one and one is none! Be the bridge, there’s nothing more important to Shaltmira. than reaching the state of Love and Unity. She is disturbing the calm, and calming the disturbed one. Dont be afraid, Universe is mental and it wants to play. 23.93.666.

 

2. QUEER BAPHOMET_PRINT FOR BASEL A2

www.shaltmira.com